• Diğer

Yazar

anlkrnl8@hmail.com

158 makale bulunmakatadır

YOZLAŞMA MI? YORTULAŞMA MI? -2

15:32 - 13 Eylül 2017

+A

-A

  Hayat sürprizlerle dolu olsa da, herkes seçtiği yolun üzerinde karşılaştıklarını yaşar. İnsan irade-i cüziye sahibidir. Azıcık bir iradenin eseri olarak, dört yol ortasında bulunup karar vermek durumundadır. Bu Yüce Allah’ın takdiridir. Gideceği yolu seçmek ise kulunun takdiridir.
Dünya da büluğ çağına erip, akil baliğ olan her insanın imtihanı da başlar. İmtihanı kazanmak da kaybetmek de, kulun iradesini ne yönde kullandığına bağlıdır. Huzur-u ilahide hiç kimse iradesini, Yüce Allah’ın ezelden takdir ettiği şekilde kullandığını ileri süremez. Bizatihi, kendisine bahşedilen iradeyi kullanmaktan başka bir alternatifi olmayan insanın vereceği her kararı, ezelden Yüce Rabbimiz bilmektedir. Alın yazısı dediğimiz şey, bundan başkası da değildir. Günü vakti, saati geldiğinde insanın iradesini serbestçe hangi yönde kullanacağı yazılıdır. Hatta, kişi kararını değiştirse dahi, kararsız kalıp kura çekip öyle belirlese dahi, kuranın ne çıkacağı ve kişinin kararını değiştireceği de yazılıdır.
Öyleyse, insanoğlunun karşısına çıkan yol ayrımında hangi sesi dinlemesi gerektiğini iyi bilmesi lazımdır. Vicdan dedikleri kalbinin sesini mi, yoksa nefsinin ve şeytanın sesini mi dinlemeli? Birisi iyiliği telkin ederken, diğeri kötülüğü telkin eder.
İşte bunlardan birine örnek… Velime merasimleri, yeni tabirle düğün merasimleri… İştirak etmişsinizdir. Şahsen pek çok düğün davetine iştirak ettim. Gördüm ki, herkes arzu ettiği şekilde program icra ediyor. Düğünler, her insanın hayatta en özel anılarından birini teşkil eder. Bu nedenle, kişilerin arzusu hem doğal hem de netice itibariyle bir takım sorumluluklar yüklüyor. Düğün tertip edenlerin bu hususta çok uyanık olmaları gerekir. 
Geçenlerde bir düğün merasimine katıldım. Orkestra şefi gelin ve damadın gelişini bekliyordu.  Gelin ve damat kol kola girmiş vaziyette salona ilerlerken, orkestra şefi de daha evvel çekilmiş özel resimlerden oluşan bir kolajı, düğün marşı eşliğinde gösterime sunuyordu. Salonun ortasına gelen damatla gelin, müzik eşliğinde ilk danslarını yapıyor. Amerikan filmlerinde gösterilen, kilisede düzenlenen düğün törenlerinin tıpa tıp aynısı. İçerik aynı ve üstelik jenerik de aynı… Farklı olan nedir diye düşündüm, inanın farklı bir şey göremedim… Öylesine benzemişiz ki, nikahı kıyan vazifelinin gelin ve damatla olan diyaloğu ve akabindeki temennileri dahi aynı…
Şimdi düşünme vakti…!

 
 

 
YOZLAŞMA MI? YORTULAŞMA MI?
            Siyaset, ticaret, ekonomi derken hayat bir şekilde devam ediyor. İnsanlar, omuzlarında yüklendiği yaşamın yüklerini hafifletmeye çalışadursun; gelinen noktada, nerede yanlış yaptık! Nereler de doğru yapıyoruz! Hesabını yapanımız yok gibi!
            Bir Kurban Bayramını daha geride bıraktık. Kimimiz için neşe ve sevinç, kimimiz için hüzün dolu bir bayram geçirdik. Hayata gözlerini açanlar gibi, hayata gözlerini yumanlar da oluverdi. Kazandıklarımız ve kaybettiklerimiz bizlere bir şeyleri hatırlatmaya çalışsa da, pek çoğumuz bundan gafil olduk. Dünya bizi bir şekilde kandırdı ve uyuttu…! Öyle ki, bu zaman zarfında dünyaya verdiğimiz ehemmiyeti dostumuza vermedik, çünkü, kaybettiğimiz sevdiklerimize arkamızı dönüp, bırakıp gittik…! Onları yeni yurtlarında amelleriyle baş başa bıraktık… Oysaki arkalarından yaptığımız ilk şey, acıkan karnımızı doyurmak ve yarım bıraktığımız işleri tamamlamak oldu değil mi?
            İşte, dünya bu kadar aldatıcı ve zalimdir. Sevdiklerimizi toprağa verip, arkamızı dönüp gidebiliyorsak, bir zaman sonra da unutup hatırasını yad edemiyorsak, dünyaya verdiğimiz ehemmiyetin boyutunu siz temaşa ediverin, artık…!
            **
            Niye böyle bir yazıyla başladım, merak etmiş olmalısınız! Yaşadıklarımı bazen süzgeç yapıp, bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiriveririm. Nerelerde hata ettim, yanlış yaptım düşünürüm. Pişmanlıklarımla yüzleşirim.  3-4 yaşımdan itibaren hatırladıklarım bana, nerelerden- nerelere gelişin bir fotoğraf albümünü sunar. İlkokul öncesindeki çocukluğumu, korkularımı ve sevinçlerimi hatırlarken, okul öncesi eğitimin ne kadar önemli olduğunu idrak ederim. 7 den 70’e değil, doğumdan-ölüme hayat boyu eğitim parolasının daha doğru olduğunu fark ederim. Hani, hayatı felsefe yapıp içeriz ya! İşte, öylesine bir mantıksal çözümleme oldu bizimkisi…
            Yazıya neden böyle bir başlık kullandım? Anlatayım… Bayram öncesinde elime bir broşür ilişti. Sözüm ona bir et marketi, 1.150 TL hisse tutarını ödemek şartıyla 15 kg kemiksiz et ve 10 kg da kemikli eti paketlenmiş vaziyette eve kadar teslim etmek suretiyle “Kurbanlık Satışı” yaptığını ilan etmiş. Hizmette sınır yok tabi… Kurban keseceksiniz ve ayağınıza kadar gelen bir market sayesinde elinizi hiçbir şeye bulaştırmıyorsunuz! Siz sadece, marketin istediği parayı ödeyiniz yeter! O market, keseceği kurbanlıktan çıkacak kemikli ve kemiksiz eti garanti ediyor ve sizin namınıza kesip, parçalayıp, paketleyip evinize kadar ulaştırıyor. Harika diyebilirsiniz! Lakin, yapmaya çalıştığınız bir “kurban ibadeti“ olunca, işler biraz değişiveriyor…
            Birincisi, keseceğiniz kurbanlığa kimlerle hissedar olduğunuzu bilmiyorsunuz? Müslüman mı? Yoksa ateist mi? Hristiyan mı? Yoksa Yahudi mi? Ya da, et yemek için kasaptan et almaya niyet etmiş bir insan mı? Suallerin cevabı yok…
            İkincisi, hakikatte kasabın bahsini yaptığı kurbanlık bayram gününde kesiliyor mu? Yoksa daha evvel kesilmiş bir hayvanın eti paket yapılıp, kestiğiniz kurban diye evinize mi gönderiliyor?
            Üçüncüsü, diyelim ki hakikaten kasap o hayvanı bayram gününde kesiverdi! Kimin vekaletiyle ve nasıl kesti? İslami usullere göre yazıvermiş ilana da, peki o usulleri kasap biliyor mu? Besmele çekmiş mi keserken? Besmeleyi ya da tekbirleri biliyor mu?
            Dördüncüsü, kasabın kesmeyi taahhüt ettiği hayvandan kurban olur mu? Ya kurban olamayacak bir hayvanı kestiyse! Boynuzu kırık, kulağı kesik, bir azası noksan ya da hastalanmış ve ölmek üzere olan bir hayvanı kestiyse!!!
            Beşincisi, taahhüt ettiği kemikli-kemiksiz et miktarını neye göre belirledi? Hayvan canlıyken mi tarttı? Yoksa kestikten sonra mı belirledi? Hiçbiri değilse ve tahmin ettiği gibi çıkmadıysa ne olacak? O kurbanlıktan, tahmin ettiği kemikli-kemiksiz et çıkmadığı durumda ne yapacak? Dolaptan et takviyesi yapıp, bu da kestiğin hayvanın eti mi diyecek?
            Sualler, sualler… Cevabı olmayan pek çok suallerle nereye gidiyoruz? Cevabını size bırakıyorum…  Yozlaşmak mı yoksa yortulaşmak mı?
            Selam ve dua ile Allah’a ısmarladık…    
            

Facebook'ta paylaş butonu
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

ÖNE ÇIKANLAR

ARŞİV

Günlük Gazeteler

Oku
.