• Diğer

Yazar

serdaroktav@gmail.com

370 makale bulunmakatadır

İNSAN ÖZÜNÜN BOZULMASI …(1)

09:52 - 13 Şubat 2018

+A

-A

Gazetemizi takip eden okurlarımız, bazı zamanlarda kendi  yazılarını da gönderiyorlar. İşte onlardan bir tanesi daha… Uzun bir yazı dizisi oldu.
Eğitimci Ömer Yıldız yazmış…
“Varlık dünyasının en mükemmeli, ahsen-i takvim üzere yaratılan ve varlığın kendisinin emrine verildiği tek varlık insan. ‘’ O, göklerde ve yerde olan her şeyi kendi katından emrinize hazır kılmıştır. Düşünen bir topluluk için bunda sayısız ayetler vardır. Casiye:13’’ ‘’ Allah size denizi boyun eğdirdi ki, içinde gemiler O’nun emriyle akıp gitsin. Casiye: 12’’ ‘’Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi. Yıldızlar da O’nun buyruğu ile emre hazır kılınmıştır. Bunda aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler, deliller vardır. Nahl:12’’ ‘’ Ve O’dur ki, içinden taze bir et yemeniz ve kuşanacağınız bir süs çıkarmanız için denizi emrinize vermiştir. Gemileri onda yara yara gider görürsün. Böyle yapmıştır ki, O’nun kereminden nasip arayasınız ve şükredesiniz. Nahl:14’’ ‘’Görevlerini şaşmadan yapmak üzere Güneş’i ve Ayı’ da size boyun eğdirdi. Geceyi ve gündüzü de hizmetinize verdi. İbrahim:33’’ Kelamullah’da bu ve bunun gibi insanı üstünleyen onlarca ayet vardır. Peki, insan en güzel bir biçimde yaratılmışken, en güzel yaratılışsal –fıtri- özelliklere sahip iken nasıl oldu da aline oldu, aslından uzaklaştı ve bozuldu?
*****
Aline olmak, insanın içine cin girmesi anlamına gelmektedir. Arapçada ‘’mecnun’’ –cine çarpılmış- Farsçada ‘’divane’’. İnsanın kendinden uzaklaşması, aklını yitirmesi, bir başkası olması, insanın kendine yabancılaştırılması. Alinasyon bir hastalıktır. İnsanlık tarihinde insanların maddi ve manevi hayatında bir çok bozulma durumlarının olduğu bir vakıadır, inkarı mümkün değildir. Kendisinin gerçek ve tabii ‘’kişiliklerini’’ tanımaz. Doğal olarak da başkalarının kontrolüne girer. Sonuçta bozulmuş, özsüz insan olup çıkmıştır.
İnsanı aline edenler:
A-     Dinin tahrif edilmesi: Dini inanış insanla başlayan tarihsel bir sürece sahiptir. Tevhit inancının bir takım hurafelere bulaştırılması, şirkin toplumda çeşitli tezahürleriyle yer bulması, hurafecilik ve bid’atlerin iman haline gelmesiyle insanın özü bozulmuştur. Sahte ilahların kontrolüne giren insan kendini değersizleştirerek kendisinin oluşturduğu tanrıların peşinden sürüklenmiş hatta evlatlarını bile kurban etme bahtsızlığını yaşamıştır. Doğada ki oluşlardan, nesnelerden gizemli, tuhaf şeyler oluşturmuş ve bunların ardından sürüklenmiştir. Tabiat güçlerine tapınma, sevdiği kahramanları putlaştırma yani onların her sözünü sorgulamadan kabul etmek. Puta taparlık, üfürükçülüğün, büyücülüğün, muskacılığın ortaya çıkış sebebi budur. ‘’Onların çoğu Allah’a şirk koşarak iman ederler. Yusuf: 106’’
B-       
Dinin insanı aline edebilmesi için:
a)Kitap (Kur’an )ı tahrif etmek: Müslümanlar bilinç düzeyleri zayıf olsa da kutsalları üzerinde titizlik gösterirler. Bunu bilen şeytan ve dostları, Kitabın lafızları üzerinde değil manası üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırırlar. Kur’an-ın hitabının tüm zamanlara ve mekanlara ait bir çağrı olduğunu bildikleri halde anlamlar üzerinde oynayarak ‘’efendim o ayetler bizi değil Yahudileri ve Hristiyanları anlatmaktadır’’ diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışırlar.
*****
Onlar da bilmektedirler ki Kitap’ın sözü her zaman ve mekânadır. Kitap üzerinde ilk tahribatı yapmaya çalışan Muaviye’ye karşı Ebu Zer el-Gıfarinin tevbe suresinin 34 ve 35. ayetlerini okuması kayda değerdir. ’’Ey iman etmişler! Şüphesiz hahamlardan/bilginlerden, rahiplerden birçoğu kesinlikle insanların mallarını haksız yere yerler ve Allah yolundan saptırırlar. Ve altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar, hemen onlara acıklı bir azabı müjdele. O gün biriktirdikleri altın ve gümüşlerin üstü cehennem ateşinde kızdırılacak da bunlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanacak. ‘’İşte bu kendiniz için biriktirdikleriniz. Haydi tadın biriktirmiş olduklarınızı.!’’ Bu ayetleri Ebu Zer neden okuyordu Muaviye’ye. Yönetme (siyasi güç)üzerinden servet üretilmesine Muaviye ile başlanıyordu .
*****
Bu oluşum, saray mollalarıyla mubahlaştırılmaya çalışılıyordu. Saraya fetva yetiştirmeye çalışan saray uleması da verdikleri fetvalar sayesin de zenginleşiyordu. Dinin Kitabı tahrif edilerek zenginleşme sağlanırken toplun yine dinle uyutuluyor, yöneticilere ve kendilerine yapacakları hizmetler oranında cenneti garantiliyorlardı. Yani kendilerine hizmet karşılığı CENNET. Aman Allah’ım ’’ ne kötü alış-veriş bu?’’ Talan ve haram yiyicilik Ömer b. Abdülaziz’e kadar devam etti. Halife Ömer b. Abdülaziz ilk icraat olarak ailesinin elindeki gasb edilmiş devlet mallarını alıp hazineye devretmek oldu. Kirlenilmişlik o kadar yaygındı ki, halk durumun düzeleceğine ümidi kalmamıştı. Ömer b. Abdülaziz dedesi Hz. Ömer gibi adaleti öne çıkararak toplumsal kokuşmuşluğun önüne geçti. Ve bugün her Cuma günü hutbelerin sonunu bağlayan Nahl suresinin 90. Ayetini okutarak insanlara adaleti hatırlattı. Çünkü o zamanın ihtiyacı olan söz: ‘’Adaletti.’’ Bugüne geldiğimizde zamanın sözü değişebilir. Mesela: Tevhidi bilinci toplumsal hayata egemen kılmak için ‘’Topluca Allah’ın kitabına sarılın. Ayrılığa düşmeyin. (Al-i İmran:103)’’ ayeti günün sözü niçin olmasın?
                                                                                                                      Devamı yarın…/…

Facebook'ta paylaş butonu
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...